Merhada dostlar bu yazımda size bir forum da rastladığım Birkan Gürkan adlı arkadaşın yazısını paylaşıyorum. Tüm ülkemiz için çok önemli bir konu sıkılmadan okursanız sevinirim.
Birkan Gürkan
Sal 28 Tem 2009, 19:45
Merhabalar...Aslına bakarsanız çok yakın zamana kadar bu konu hakkında hiçbirşey duymamıştım.Babam televizyonda Lozan Antlaşması'nın gizli maddeler içerdiğinden bahseden bir kişinin röportajını dinlemiş ve ilgisini çekmiş...Benim ilgimi çekeceğini düşünerek bana söyledi.Ben de internet üzerinde biraz araştırma yaptım ve derken bu sitede bu konunun tartışıldığını gördüm(her ne kadar konu biraz dağılmışsa da).Araştırma yaparken yine bir forum sitesinde yayınlanmış bir yazı dikkatimi çekti. Konuya açıklık getirecek bir yazı olduğunu düşünüyorum.Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.Umarım sorunuzun cevabını karşılar...
"bir tutam tuz" Başlıklı mesaj
BARO BAŞKANLIĞI NA ANKARA Konu ;3213 Sayılı Maden Yasasının Değiştirilmesi Hakkında ki Çalışmalar Ülkelerin kalkınması ve refah düzeylerinin belirleyici olarak kabul edilen sanayi, enerji ve tarım sektörlerinin temellerini madenler oluşturmaktadır. Bu nedenle madencilik çok önem verilmesi gereken bir sektördür. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında önemle üzerinde durulan bu sektör bugün çok geri kalmış görünüm sergilemektedir. ..Geç kalmamız süratli hareket imkanımızı engelliyor. ..Başta çevrenin korunması yanlış bir algılama ile yatırımların engellenmesi şeklinde tezahür etmeye başladığından bunları aşmak zorlaşmıştır. ..Bor, kömür ve taşkömürü gibi tek maden çalışmak gayesi ile alınmış milyonlarca hektar ruhsat alanlarında ki yüzlerce diğer maden atıl durumda kalmak tadır. ...Yeterli Boksit cevheri var iken yılda 200.000 ton metal alüminyum ithal ediyor ve yurt dışına 300.000 Amerikan doları ödüyor isek, eğer biz bakır sahalarımızı tek elde toplayıp gerekli tedbirleri almıyor ve yılda 75/80 bin ton blister (ham bakır ) ithal edip, 125 – 150 milyon dolar yurt dışına ödüyor isek , ..milyonlarca ton demir cevheri ile linyit kömürü ithal ediyor, milyonlarca metre küp mermer potansiyelimiz mevcut iken yılda 250 milyon dolarlık ihracata yeni ulaşmış ise ve hala granit mermer ithaline milyonlarca dolar ödüyor isek, ..altın ülkesi olduğumuz anlaşıldığı halde.. altın ithaline döviz ödüyorsak, ..15 yıldır varlığı bilinen Tronayı hala üretime sokamamış isek, ..bor yataklarımıza rağmen dahilde fiyat politikamızı doğru saptayamamamız nedeni ile yerli bor sanayinin gelişmesini sağlayamamış isek, ..ferro krom tesislerinizden üretilen mamulleri kendi ülkemizde kullanacak kalitede çelik sanayimizi geliştirememiş isek, ..yüzlerce ton Toryum rezervine sahipken bunu bugüne kadar nükleer santrallarda ucuz enerji için kullanamıyor isek , bir şeylerin yanlış yapıldığı ve yapılmaya devam edildiği kesin olarak anlaşılıyor. (Madencilik Politikaları-Selahattin KAYA-Anadolu Madenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Madencilik Özel Sayısı Ekim 2002) Yılların madencisi Selahattin KAYA nın tespitlerine katılmamak mümkün değil. Sorunu anlayabilmek için tarihe bakmak gerektiğini düşünüyorum. Örneklemek gerekirse; Türkiye Cumhuriyeti nin Marshall Planından yararlanması için Türkiye Cumhuriyeti ile A.B.D arasında Ekonomik İşbirliği Antlaşması 04 Temmuz 1948 Tarihinde imzalanmıştır. T.B.M.M. ce, 08 Temmuz 1948 de 5253 sayısı yasa ile onaylanmıştır. Antlaşmanın 2. Maddesinde,”. Türkiye, tasarrufunda bulunan bilumum kaynakların müşahedesi ve tetkikine imkan tanıyacaktır..” ( Anlaşmanın metni için Bkz. Düstur, 3. Tertip, CXXIX, Sayfa 1278-1280 R.G.13 Temmuz 1948) hükmü mevcuttur. Biraz daha geriye doğru giderek ABD. nin Lozan da genç Türkiye Cumhuriyeti ne yaptığı desteğe bakmak gerekiyor.; “..Lozan Konferansın da Türkiye ile İngiltere arasında ki görüşmeler İngilizlerin çıkardığı zorluklar yüzünden gerginleştikçe, Ankara Hükümeti ile ABD arasında ki buzlar erimeye başlamıştı. ABD birden Türkiy nin yanında yer alırken İngiltereye baskı uygulamaya başlar ve bu baskıların sonunda 24 Temmuz 1923 te Lozan Antlaşması imzalanır. 17 Temmuz 1923 Tarihli New York Times gazetesinde;Lozan da Amerika da bir zafer kazandı. Israrla üzerinde durduğumuz açık kapı herkese eşit imkan ilkesi kabul edildi. İtilaf devletleri Türkiye petrol Şirketi ile ilgili imtiyazların anlaşma dışı kalmasına ve gelecekteki Türk imtiyazları için kendilerine öncelik verilmesini kabul etti. Bu imtiyazlara karşı Türkler ve Amerikalılar aynı saflarda çetin bir mücadele verdi şeklinde bir haber yayınlanır. Amerikalıların birdenbire bu kadar Türk Taraflısı kelimesinin sebebi, dönemin Başkanlarından Rafet Bey in İngilizce imzaladığı Chester İmtiyazı anlaşmasıydı. Chester adı Amerikalı Amiral Chester den geliyordu.1899 Yılında Sultan Abdülhamit ile yakınlık kuran Chester, Türkiye de demiryolu yapımı için daha önce Almanlara verilen imtiyazda 2 bin km. demiryolunun sağından ve solundan geçen 200 er metrelik saha boyunca, yer altı ve yer üstü zenginlikler Almanların kullanımına bırakılmıştır. Amerikalılar ise Türkiye sınırları içinde döşenmiş ve döşenecek demiryolları boyunca her iki yanda 20 km. genişliğindeki toprak şeridinde bütün yer altı ve yerüstü zenginlikleri ile kendilerine verilmesini istiyordu. Kurulan Osmanlı-Amerikan şirketi, bakır, demir, manganez, altın, gümüş, çinko, antimuan ve kömürle ilgileniyordu. Petrol tabi ki başta geliyordu. Rafet Bey in imzaladığı anlaşma bu imtiyazla ilgiliydi. Ancak anlaşmanın aceleyle imzalanmasından huylanan Cumhurbaşkanı Atatürk başkanlığında ki TBMM yaptığı inceleme sonucu Chester imtiyaz anlaşmasının maddelerinin Türkiye’ nin bağımsızlığına ters düşen hatta Sevr de ki gibi parçalanmasına yol açabileceğini görüp, anlaşmayı yırtıp çöpe atarlar. Lozan’ dan hemen sonra 20 Aralık 1923 Tarihinde ABD de şu haber yankılanır : “Türkler Chester imtiyazını iptal etmek istiyor. Gazi Mustafa Kemal Paşa ve TBMM Chester imtiyazını tanımıyor.” ABD de TBMM’ ne cevaben Lozan’ ı tanımamıştır. 18 Ocak 1927 de Lozan’ ın onaylanması ABD senatosunda ret edilmiştir. O tarihten bu güne kadar ABD Lozan’ ı tanımamıştır. Bu durumun günümüze yansımasını örneklemek gerekirse;....53. Hükümet 1996 yılında Amerikan şirketi olan ANATOLİA MİNERALS DEVELOPMENT LİMİTED/AMDL ile Maden İmtiyaz sözleşmesi imzalanır. Anlaşma gereği, Türkiye’ nin 7 ayrı bölgesinde 1.2 milyon hektarlık bir sahada maden arama, çıkarma, işletme ve her türlü şekilde değerlendirme hakkının, anılan şirkete satılması,.....Anılan şirket Türkiye’ de ki faaliyetlerini YAMAŞ (Yeni Anadolu Madencilik A.Ş. ) olarak faaliyetini devam ettirmektedir. Anılan şirket AMDL, yaptığı anlaşmayı önce Dünya Maden Konseyine onaylatır. Daha sonra Kanadalı bir firma ile ortaklık anlaşması yapan şirket, bir tanıtım broşürü yayınlar. Bu broşürün başlığı TÜRKİYE FEDERAL DEVLETİ dir..... Şirket Türkiye de ki arama ruhsatı elde ettiği bölgeleri (Kayseri-Adana Bölgesi, Ankara- Yozgat Bölgesi, Yenipazar, Armutbeli, Saimbeyli, Keban, Baskil, Karadeniz Bölgesi, Tunceli ve Toros Dağları) New York Borsasında 22.140.836 hisse kote ettirir. Bu şekilde Amerikan halkına hisselerini satan firma, Türkiye de elde ettiği tüm imtiyaz haklarını 1872 yılında kabul edilen Amerikan Maden Kanununa göre koruma altına almış olur. Bu kanunlara göre Limited şirket olan AMDL bir şekilde iflas ederse veya şirket yarın ortadan kaybolduğu takdirde ya da hisselerin çoğunluğunu eline geçiren kişi, lobi veya topluluğun isteği ile ABD vatandaşlarının haklarını koruma bahanesiyle malum şirketin Türkiye de ki imtiyaz haklarına sahip olduğu arazilere el koyma hakkına sahip olacaktır. Türkiye den başkaca hiçbir ülkede madencilik çalışması olmayan AMDL isimli şirket sayesinde, ABD 1899 Chester imtiyazına benzer maden arama imtiyazını 1996 da Türk Hükümetinden alarak ABD Devlet Başkanı Wilson un Sevr anlaşmasına dayanak olan prensiplerinden, Anadolu da bağımsız bir KÜRDİSTAN-ERMENİSTAN ve PONTUS Devletlerinin kurulması adımını atmış oldu. (Ek-Araştırmacı Gazeteci, Ali KUZU nun hazırladığı RAPOR-Dosya halinde) MADEN KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI Tüm bunların ışığında,3213 sayılı Maden Yasasında yapılmak istenen değişikliklere dikkat edilecek olursa; yasanın ikinci maddesin de tek tek madenler, sayılmıştır. Ançak , değişiklikte, genel başlıklarla sayılmış, nelerin sanayi hammaddeleri, nelerin metal maddeleri, nelerin Enerji hammaddeleri, nelerin kıymetli taşlar olduğu konusu açıklığı kavuşturulmamıştır. Bunu belirleme yetkisi Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığına verilmiştir. Mineral maddelerin çıkartılıp, işlenmesi konusunda da teknoloji transferi yapılmadan, mineral maden veya diğer maden yataklarından son ürün elde etme avantajı elde edilememektedir. Taslak ta, devletin payı, tüm madenler de yıllık toplam ocak başı satış tutarının %2 si olarak belirlenmiştir. Serbest piyasa koşulları bilinmeden devletin ham maddenin ocak çıkış fiyatını belirlemesi şu anki durumdan farklı bir durum yaratmayacaktır. Amaç, çıkan madenin, yerli ortakla işletilmesi, son ürünün yurt içinde elde edilmesi, ihracat kalemi olarak yurt dışına satışı gerekmektedir. Böylece, yeni teknoloji ülkeye gelecek, istihdam ve ekonomiye katma değer kazandıracaktır. Bu kanunda belirtilen bazı maddelerin, yakın veya uzun vadede Türk Devleti nin yapısına veya yasalarına aykırılık getirebileceği ve/veya zarar verebileceği düşünülere, aşağıda ki maddelere yorum getirilmiştir. MADDE – 3-(Madencilik faaliyetlerin de izinler ile ilgili ) Maddenin 5. Ci paragrafında;Rıhsat verilmesinde, ilgili kuruluşlardan birinin olumsuz görüş ve gerekçe göstermesi halinde, bu konunun “Bakanlığın görevlendireceği yetkilinin başkanlığında” bir komisyonda görüşüleceği ve komisyonun vereceği kararın nihai olup, madencilik faliyetlerinin yapılması için gerekli olan tüm izinlerin yerine geçeceği ifade edilmektedir. Bu durumda: a- Komisyon üyelerinin siyasi baskılarına ve çok yüksek rakamlara ulaşabilecek özel tekliflere açık ve hassas hale geleceği değerlendirilmektedir. b- Pürüzlü bir ruhsat talebinde, konunun baştan ve “danışıklı” biçimde ilgili kurumlardan biri tarafından hemen komisyona havalesi durumunda, “3 ay” lık kısa bir sürede, yeterli araştırma ve değerlendirme yapılmadan ruhsat verilmesinin uygun olduğuna dair yanlış bir “nihai karar” a yol açabileceği de muhtemeldir. MADDE – 4- (Maden teşvik tedbirleri ile ilgili) Madde’nin 3. Cü paragrafında ...... bütün harcamalar gelir ve kurumlar vergisinden düşülür. Bu durumda : a- Şişirilmiş masraf faturaları ve kağıt üzerinde gerçekmiş gibi gözükebilecek üçret ödemeleri, b- Yurt dışından getirilecek olan ve arama veya geliştirme çalışmalarında ne kadar katkısı olabileceği şüpheli olabilecek, alet-makine-ekipman ve jeep gibi lüks arazi araçlarının, Devlete ödenecek verginin sıfırlanmasının yolunu açacaktır. MADDE – 6- ( Kanuna aykırı üretim ve sevkiyat) Maddenin son parağrafında,...Altın, gümüş, platin gibi kıymetli metallerin entegre tesisleri ile bu tesislerden elde edilen ürünlerin sevk fişi kullanımı ve denetimi ile ilgili hususlar yönetmelikle değerlendirilir. ..İfadesi yer almaktadır. Bu durumda: a- Özellikle tüm dünyada kıymetli metallerin ham/işlenmemiş rezervlerin, çıkarıldıktan sonra, içlerindeki ana ve yan ürünlerin gerçek tenörlerlerinin tespiti her türlü suistimale açıktır. b- Ülkemizde madencilik çalışmalarında bulunan yabancı şirketlerin tamamı çıkarttıkları ham rezervleri işlenmek ve zenginleştirmek üzere yurt dışına yollamaktadırlar. c- Örn; Rize ve civarında bakır işletmesi yapan Cominco isimli şirket, çıkardığı bakır madenini işlenmek üzere yurt dışına yollamaktadır. Şirket bu bakırdan yan ürün olarak her yıl 12 ton Altın elde etmektedir. Şirketin sevk beyanı ham bakır madenidir. d- Yönetmeliği hazırlayanlar, ürünlerin yurt dışındaki hareketlerini nasıl takip edebilecekler. MADDE- 8- ( Devlet Hakkı ve Özel İdare Payı ) Devlet hakkına esas ocak başı satış fiyatı........Bakanlık tarafından ilan edilir, denmektedir. Yılda bir defa ilan edilen liste fiyatına mukabil, bazı madenlerin dünya Borsalarında, aylık, günlük hatta saatlik değiştiği bir gerçektir. a- O yıl dünyada ( ? ) madenin değerinin, ilan edilen liste fiyatının çok üstünde olması halinde, devlet hakkının da buna göre ve bu fiyatların üzerinden hesaplanarak alınacağına dair açıklık yasada belirtilmiyor. b- Maden değerinin, ilan edilen liste fiyatının altına düştüğü takdirde ise, bu kez işletme sahibi zararına çalışmayacağından madenlerimizin ihracat/ satış şansı olmayacaktır. Yine 8 inci maddenin 1 inci ve 3 üncü paragrafında belirtilen devlet hakkı ile ilgili oranlar ve yine 4 üncü maddenin 2 inci paragrafında belirtilen açıklamalarla birlikte mütalaa edildiğinde, Devletin madenlerden alacağı hakkın sıfıra ( 0 ) yaklaşabileceğini göstermektedir. MADDE- 9- ( Buluculuk Hakkı ) Değiştirilen 15 nci madde de; Reşit her Türk vatandaşı...... Zuhurunu bildirdiği madenlerin bulucusu sayılacağı...... ibaresi yer almaktaydı. Bu ibare 9 uncu madde de Türk vatandaşı ibaresi değiştirilerek Ruhsat sahibi ibaresi konulmuştur. Bu durumda; a- Türkiye’ de maden sahalarını tespit ederek ruhsat almış ancak işletmeye henüz geçmemiş yabancı şirketlerin madeni işletecek olan yerli ve yabancı işletmelerden o yöredeki maden tükenene kadar bulucu, hakkı almaya hak kazanacaktır. b- Örn: Türkiye’ de daha önce 1.2 hektarlık arazide maden imtiyaz hakkı alan yabancı bir şirket, bu arazilerde bulduğu bütün madenler için tükenene kadar bulucu, hakkını almaya devam edecektir. ( Türkiye’ nin % 3.5 ine tekabül ediyor. ) c- Bu durum Türkiye topraklarının yabancı kuruluş veya yabancı devletlerin ipoteği altına girmesine yol açacaktır. Yeni çıkarılacak olan Madencilik yasa tasarısında, daha önce çıkarılan Endüstri Bölgeleri Kurulması Hakkında ki Kanununa hiçbir atıf da bulunulmaması, Türk madencilerinin, hareket alanını kısıtlayacak ve Devlet’ in Türk Madenlerinden elde edeceği kazanç sıfırlanabilecektir. Söz konusu yasal değişiklik son dönem de TBMM de kabul edilen; “Ekonomik,Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Siyasi ve Medeni Haklar Uluslar arası Sözleşmesi” kabul edilmesinin (1976 Yılından bu yana Türkiye Cumhuriyeti onaylamamıştır) zamanlaması dikkat çekicidir. Kaldı ki, anılan sözleşmelerin Devletin temeline konulan patlayıcı misali, yıkılmasına yetecek kadar hükümler ihtiva ettiği gerçeği gözardı edilmiştir. Tüm bunların dikkate alınarak ulusal çıkarları koruyan düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu nedenle, Ankara Barosu olarak konuya gerekli özenin gösterilmesi, belirleyici politikaların ivedilikle tespit edilerek yol gösterici eylem tarzı kamuoyunun da desteğini alarak yürütülmelidir. Saygılarımızla, Av. Dursun YASSIKAYA
Dursun YASSIKAYA
Düzenleme ve Tasarım İsmail ÇAKMAK
KAYNAKÇA : http://www.adllawoffice.com/zdefter_devam.asp?id=15
MERHABA DÜNYA
23 Ocak 2013 Çarşamba
10 Ocak 2013 Perşembe
Bir Yazılımcının Dramı
Gecenin bu saatinde yapacak bir şey bulamadığımdan buraya geldim. Ne konuşsam ne desem bilmiyorum yazdığım yazıları benden başka kimse okuyor mudur onuda bilmiyorum. Demiş ya adamın teki bildiğim tek şey hiç bir şey bilmediğimdir. Manası nedir onuda bilmiyorum :) hiç de anlamaya çalışmadım.
Bu aralar işsiz evde takılıyorum biraz Unity 3D üzerinde çalışıyorum, biraz anime seyrediyorum ve kuzenimin aracılığıyla iş olarak gelen bir internet sitesini yapıyorum. Artık bu kalas müşterilerden bıktım usandım yeminle hazır bir html şablon kullandım kullanmadan önce kuzene gösterdim olur dedi neyse. Şablon gerçekten çok şık ve sadeydi fakat gel gör ki o ona dek :D. Adam bana başladı şurası şöyle olsun burası böyle olsun demeye şablon mablon kalmadı. Alt tarafı 500 tl para kazanacağız çektiğimiz eziyete bak şablonu berbat etmeye çabaladıkça çabaladı. Ama ben mani oldum biraz şuanda idare eder konumda bitirdim siteyi inşallah başka şeyler istemez :). Sitenin adı sansürlü olarak söylim ... desing diye bir mobilya sitesi. Ama dikkat ederseniz design değil desing :D yani n ile g nin yerleri yanlış. Bana ilk domain adı bir word dosyasında geldi bende ordan direk kopyaladım domaini aldım. Hiç dikkat etmedim sitenin adına desing diye almışım aman dedim napim adam yanlış yazmasaymış dedim ama halbuki yanlış yazmamış öyle istiyormuş :D. Ben yanlış diye düzeltim dedim domain yanlış olsun düzeltiriz önemli değil dedim. Sitedeki bütün sitenin ismi geçen yerleri design olarak yazdım yani düzelttim. Sonra adam gördü bunu, bana demezmi yanlış yazmışın N ile G yer değiştirlmeli D: hehe öldüm yaa. Aman dedim fatih bunla ugraşılmaz bırak öle bilsin nasıl biliyorsa öyle olsuın hiç ayık etmim adamı dedim düzelttim. her tarafta desing yazıyor sitenin :). Site giren herhangi bir ingilizce bilen biri bile ikileme düşebilir artık design böyle mi (desing) yazılıyordu diye :) o kadar eminiz yani sitenin her yerinde var logoda bile :D. Neyse adam bana logo örnekleri yolladı bide. Arasından şunu beğendim diye yazmış. Baktım logoya iki tane el stilize edilmiş şekilde birbiriyle tokalaşıyor. Yani tokalaşma logosu bir anlaşmayı çağrıştırıyor. Şimdi düşündüm adam kendini tefeci zannediyor herhalde :D veya bir şekilde anlaşırız imajı vermeye mi çalışıyor :D kredi vericek sanki :D dedim bu olmaz orada bir tane roma sutünlü bir logo vardı onu seçtim koydum. Tasarım dekorasyon dizayn yapan bir firmaya daha çok uyar yani.
Daha sonra sitenin renklerine el attı renkleri mavi olsun falan dedi mahvetti. Siteyi zaten ingilizce türkçe yapmıştık. Bir de arapça ekleyebilir miyiz demesiyle beni göçertti. :) Yani bu işleri kolay mı zannediyorlar bilmiyorum ama 500tl verdikleri bir iş için yazılımcıdan çok şey bekliyorlar gibi geldi :) Hem ingilizce bilmelim hem arapça, logoda istemişti; resimde çizebilmeliyim yani, veri tabanı işleri formlar falan yazılımı zaten bilmeliyim, html tasarımı ve css i bilmeliyim, estetik algıya sahip olmalıyım vb.. yani benden madem bu kadar çok şey bekliyorsun neden işime karışıyorsun :). Ne yazık ki ülkemizde güzel site ile kötü site arasındaki farkı bilen işveren yok yani ben görmedim :D sürekli saçma sapan isteklerle geliyorlar :D. Allah hepimize kolaylık versin işi uzmanına bırakan müşteri versin :).
Ne yapalım hacılar, hayatın draması varsa rondonun kreması var.
Bu aralar işsiz evde takılıyorum biraz Unity 3D üzerinde çalışıyorum, biraz anime seyrediyorum ve kuzenimin aracılığıyla iş olarak gelen bir internet sitesini yapıyorum. Artık bu kalas müşterilerden bıktım usandım yeminle hazır bir html şablon kullandım kullanmadan önce kuzene gösterdim olur dedi neyse. Şablon gerçekten çok şık ve sadeydi fakat gel gör ki o ona dek :D. Adam bana başladı şurası şöyle olsun burası böyle olsun demeye şablon mablon kalmadı. Alt tarafı 500 tl para kazanacağız çektiğimiz eziyete bak şablonu berbat etmeye çabaladıkça çabaladı. Ama ben mani oldum biraz şuanda idare eder konumda bitirdim siteyi inşallah başka şeyler istemez :). Sitenin adı sansürlü olarak söylim ... desing diye bir mobilya sitesi. Ama dikkat ederseniz design değil desing :D yani n ile g nin yerleri yanlış. Bana ilk domain adı bir word dosyasında geldi bende ordan direk kopyaladım domaini aldım. Hiç dikkat etmedim sitenin adına desing diye almışım aman dedim napim adam yanlış yazmasaymış dedim ama halbuki yanlış yazmamış öyle istiyormuş :D. Ben yanlış diye düzeltim dedim domain yanlış olsun düzeltiriz önemli değil dedim. Sitedeki bütün sitenin ismi geçen yerleri design olarak yazdım yani düzelttim. Sonra adam gördü bunu, bana demezmi yanlış yazmışın N ile G yer değiştirlmeli D: hehe öldüm yaa. Aman dedim fatih bunla ugraşılmaz bırak öle bilsin nasıl biliyorsa öyle olsuın hiç ayık etmim adamı dedim düzelttim. her tarafta desing yazıyor sitenin :). Site giren herhangi bir ingilizce bilen biri bile ikileme düşebilir artık design böyle mi (desing) yazılıyordu diye :) o kadar eminiz yani sitenin her yerinde var logoda bile :D. Neyse adam bana logo örnekleri yolladı bide. Arasından şunu beğendim diye yazmış. Baktım logoya iki tane el stilize edilmiş şekilde birbiriyle tokalaşıyor. Yani tokalaşma logosu bir anlaşmayı çağrıştırıyor. Şimdi düşündüm adam kendini tefeci zannediyor herhalde :D veya bir şekilde anlaşırız imajı vermeye mi çalışıyor :D kredi vericek sanki :D dedim bu olmaz orada bir tane roma sutünlü bir logo vardı onu seçtim koydum. Tasarım dekorasyon dizayn yapan bir firmaya daha çok uyar yani.
Daha sonra sitenin renklerine el attı renkleri mavi olsun falan dedi mahvetti. Siteyi zaten ingilizce türkçe yapmıştık. Bir de arapça ekleyebilir miyiz demesiyle beni göçertti. :) Yani bu işleri kolay mı zannediyorlar bilmiyorum ama 500tl verdikleri bir iş için yazılımcıdan çok şey bekliyorlar gibi geldi :) Hem ingilizce bilmelim hem arapça, logoda istemişti; resimde çizebilmeliyim yani, veri tabanı işleri formlar falan yazılımı zaten bilmeliyim, html tasarımı ve css i bilmeliyim, estetik algıya sahip olmalıyım vb.. yani benden madem bu kadar çok şey bekliyorsun neden işime karışıyorsun :). Ne yazık ki ülkemizde güzel site ile kötü site arasındaki farkı bilen işveren yok yani ben görmedim :D sürekli saçma sapan isteklerle geliyorlar :D. Allah hepimize kolaylık versin işi uzmanına bırakan müşteri versin :).
Ne yapalım hacılar, hayatın draması varsa rondonun kreması var.
7 Kasım 2012 Çarşamba
DÜNYAYI YAZILIMCILAR DEĞİŞTİRECEK – SINIRLARINIZI AŞIN
Merhaba arkadaşlar bu yazımda yazılımın geleceği hakkındaki
görüşlerimi sizinle paylaşmak istedim. Bu görüşlerimi paylaşırken gelecekte
gerçekleşmesini umduğum bazı hayalî (ütopik)
projelerimi açıklayacağım.
Yazılım dünyası hızlı bir gelişme içerisinde sürekli yeni
teknolojiler çıkmakta ve biz yazılımcılar olarak bunlara zar zor ayak
uydurmaktayız. Avrupa’yı bilmem ama Türkiye herhangi bir şirkette çalışan
yazılımcılar kendilerine verilen işleri bitirmek için gece gündüz çalışırken
bir yandan da yeniliklere yetişmeye çalışmaları zor bunu başaran birileri varsa
oralarda onları tebrik ederim. Çünkü yazılım sektörün de zaman demek para demek
ve “En kısa yol bildiğin yoldur.”
Atasözüyle de bunu birleştirdiğimizde çıkan sonuç bu oluyor. Yani
yeniliklere yetişmeye zamanımız yok maalesef. Müşteriler arka planda kodun
nasıl yazıldığına değil uygulamanın nasıl çalıştığına bakarlar. Zaten
piyasadaki çoğu iş, web veya şirket otomasyonu olduğu için veri tabanı
işlemlerini düzgün yaptığınızda geriye kalan kodları ne kadar kazma işi
yazsanız da günümüz işlemcileri bunların üstesinden çok rahat gelecektir. Yazılım sektöründe hız gerektiren uygulamalar
yok mu diyeceksiniz, tabi ki var ama tahminimce %1 – 2 civarındadır. Güvenlik
işleri yapan uygulamaları örnek verebilirim. Ama zaten bunları yapan kişilerde
belli bir tecrübeye erişmiş yazılımcılardır ve yeterli teknik bilgileriyle işin
altından hakkıyla kalkarlar.
Şimdi gelelim esas konumuza, ne dedik teknoloji gelişiyor
dedik, yetişemiyoruz dedik otomasyon dedik web uygulamaları, güvenlik
yazılımları dedik daha da sayılabilir. Ama bunların hepsi boş yani bence :)
belki şuan diyorsunuz nasıl boş ya bunlardan para kazanıyoruz :) evet bende
bunlardan kazanıyorum ama gerçekten boş.
Yazılımın gerçek amacı bu değil bence yani bir uygulama yazıp 10 kişinin
yaptığı işi tek bir programa yaptırmak güzel evet ama size daha güzel örnekler
vermeye çalışacağım size. Amacım bu yazıyı okuyan yazılımcıların biraz ufkunun
açılması.
Yazılıma ilk adım attığınız günü düşünün ya da daha öncesini
açtığınız “Mirc” (tamam çok eski oldu :)) programının nasıl olurda böyle
kullanabildiğinizi düşündünüz belki de merak ettiniz. (insanın başına ya
meraktan ya.. :) ) Ve yazılım dünyasına ilk adımı attınız. “Hello World” :). Bu merhaba dünya sloganını kim buldu
bilmiyorum ama gerçekten çok güzel bulmuş. O adımı attığınızda merhaba dünya
denmesinin sebebi belki de kendi oluşturduğunuz bir dünya ya ilk adımı atmış
olmanız olabilir. Yani bilgisayarın karşısına geçip birkaç şifreleme(kod
yazmak) yazdığınızda artık siz o dünyanın tanrısısınız. Orada istediğiniz her
şeyi mümkün kılabilirsiniz bir sanatçısınız. O an gerçekten muhteşemdir. Sonraları işi öğrenirsiniz web sitesi,
otomasyon derken bir şirkete girer çalışırsınız yeni teknolojiler öğrenirsiniz.
Karışık bir veri tabanı sorgusunu yaptığınızda veya asenkron çok kanallı bir
işlem gerçekleştirdiğinizde bir animasyon oynatan kod parçacığı yazdığınızda
mutlu olursunuz. Bir müddet sonra yaptığımız işlerle övünürüz arkamıza dönüp
baktığımızda “vay be ne işlerin altından kalkmışım artık ben bu işte nirvanaya
ulaştım” dersiniz. Ama belki de o noktada o ilk merhaba dünya dediğiniz günde
aklınıza gelen gece uyumadan önce beyninizde tasarladığınız projelerin,
hayallerin hiç birini yapmamış belki de unutmuşsunuzdur. Kapitalist sistemin
size emrettiği projeleri layıkıyla yaptınız kendinizi geliştirdiniz ama belki
hayallerinizden ister istemez vaz geçtiniz. Şimdi bunu bir düşünün…
Düşündünüz ve ben haksızsam sizin için gerçekten sevindim ve
açıkçası neler başardığınızı bilmek isterim. Ama eğer haklıysam gelin o zaman
hep beraber yazılımın gerçek dünyasına yine o amatör ruhla adım atalım.
MERHABA DÜNYAAAAAAAAAAAAAAAAA
Artık bunları yapmaktan sıkıldık mı veri tabanı
bağlantıları, sorgular, güvenlikler,
şifreler, şifremi unuttumlar :) istatistikler, grafikler, hesaplar, kitaplar, üyeler,
misafirler artık her duruma karşılık başka bir eylem yaptırtma, girdileri alma
ve çıktıları verme işlemi, artık doğrulama postası göndermek istemiyoruz
arkadaş. İsyanım var ulan isyanım var Bill. :)
Yazılımcıların isyanı başladı. Eee peki ne yapacağız şimdi
ne yazacağız? :)
Ne yazacağız biliyor musunuz oyun. Evet oyun 3D, 2D. Oyunlar
bizim kendi yaratığımız dünyamızdır. Ve aynı zamanda birer simülasyondur. Yani
burada oyun diye kastettiğim şey bir simülasyondur. Sizin kendi hayal gücünüzün
bir yansıması kendi fizik kurallarınızın geçerli olduğu bir dünya ve siz
tanrısınız.
İslam’a göre Allah bize kendi ruhundan üfledi. Ve bizi bu dünya ya halife olarak gönderdi.
Yani insanın yıkma ve yaratma gücü var yani zekası ve özgür iradesi var. Başka
hiçbir canlıda olmayan bu özellikler bizi tanrı yapar mı yapmaz mı onu din
bilginleri tartışsın ama en azından benim bu makalede söylediğim kendi
dünyanızın tanrısısınız kavramına ön yargılı yaklaşmamanızı rica ederim. Benim buradaki tanrı kavramı başka bir şey
yani. Polemik çıkmasın :). Aslında demek
istediğim şey bu dünyayı değiştirebilecek güce sahibiz.
Düşünsenize %100 mükemmel bir fizik motoru yaptığımızı?
Robot Arena diye bir oyun vardır bilir misiniz? Oyun şöyle çeşitli parçalar var
bunları birleştirerek kendi robotunuzu yapıp savaştırıyorsunuz.
Çok güzel bir oyun fakat oyunda parça bakımından çok fazla
seçenek yok. Şimdi düşünün öyle bir fiziksel dünya yarattınız ki her parça gerçek
dünyada çalışması gerektiği şekilde çalışıyor.
Bir mucit size geliyor diyor ki; arkadaşım bana şöyle şöyle parçalar gerekiyor programa ekler misiniz bir makine yapacağım :) siz ekliyorsunuz ve mucidimize veriyorsunuz o bilgisayarında sistemi kuruyor çalıştırıyor deniyor. Ve bu yaptığı makineyi sonra gerçek dünyada bire bir yapıp kullanıyor. Düşünsenize evinde oturup bu programı kullanan herkes birer mucit :).
BACK TO THE FUTURE..
Belki defalarca izledik bu filmi geleceğe dönüş :). İnanın bana arkadaşlar zamanda yolculuk yazılım
ile olacak. Öyle Einstein’ın ( doğru yazdım inşallah) teoreminden gidip ışık
hızına ulaşmaya çalışmakla olmaz bu iş :). Yerin altına kilometrelerce tünel
kazıp big bang’i yaratmakla da olmayacak gibi. Tabi bunlar güzel deneyler güzel
sonuçlar çıkarır inşallah ve insanlık seviye atlar ümidindeyim ama belki de
ileride bu deneyleri yapmak için kilometrelerce tünel kazmak gerekmeyecek?
Sizce olabilir mi? Bence olur :). Bir kimya laboratuvarın da laborantın deneyi
ilk önce bilgisayarında denediğini hayal edin :) Tabi bunlar hep birbiriyle bağlantılı
deneyler yapılacak yazılım sistemi o deneye göre değişecek sonra o yazılımın
çıkardığı sonuçla başka deneyler yapılacak. Gelişim hızı 3-4 katına çıkacak.
Yani milyon yıllarca öncesini bilgisayarımızda resmedip o zamanki fiziksel ortamı yaratıp evrim var mı yok mu bunu anlayabileceğiz belki de. Geçmişten günümüze kadar olan değişimleri hesaplayıp geleceği görebileceğiz belki de…
Yapay zekadan bahsetmedim bile o ayrı bir konu :).
MATEMATİK EVRENSEL BİR DİLDİR.
Şimdi artık kafanızı o her zaman yaptığınız işlere
takmayın. Bir işletim sistemi yazmak
bile gerçekten zor değil daha çok sabır işidir. Yeterli teknik bilgiye sahip
olduğunuzda bir bilgisayarı boot etmek, assembly ile program yazabilmek C ve C++ bunların hepsi teknik bilgi ve
öğrenilir. Ama elimizin altına bu teknolojiyi veren insanlar assembly’i ve işlemciyi yapan insanlar birer
hayalperestti, bize düşen ise onların hayalini devam ettirmek.
Bütün bu söylediklerimin hepsi matematik ile mümkündür. Matematik ile yazılım birleştiğinde artık siz bir sanatçısınız ve eseriniz bir resim, bir müzik değil yeni bir dünya olacaktır. “MERHABA DÜNYA”.
Not: Bu dünyada değiştiremeyeceğimiz tek şey insanların duygularıdır. Önemli ve özel olan asıl şey budur. Sevgiyi hangi bilimsel kurala bağlayabilirsiniz ki...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)